SHARE

Bahsettiklerimi çok basit sıradan olaylarla anlatacağım gidişatın farkedilmesi için.

Öngörüsü olan biri ya da kain değilim. Sadece kendi gördüklerim ve düşündüklerim. Bu aralar sürekli mesaj ve telefon alır oldum. Oraya gelsek ne yaparız? İş var mı? Yaşayabilir miyiz? Yardımcı olur musun? Seve seve herkese elimden geldiğince olurum. Ama bu halde olduğumuzu görmek ne kadar üzücü.

Amerika’dan ilk döndüğüm 2012 senesi yazindan(Work and Travel programından) bir kaç kesit hatırladım geçenlerde. Üzen bir şeyler oldu beni. Yazmak istedim. Belki bir kaç dakikası olup, değer verip okuyan olur diye. Yazar ya da gazeteci degilim çok toparlayamadım, dağınık bir yazı olabilir.

Ekonomik açıdan: Arkadaşlarıma hep anlatıyordum ekonomi mükemmel. Çok sıradan işer yaparak evini arabanı alıyorsun, geçim ve yuva kurmak için aile desteği yok. Aldığım tepkilerin bir çoğu aynıydı… Yakında bizde öyle olacağız, ekonomik büyüme rekor kırıyor… Şimdi az çok ortada olanlar.

Buraya dönersek, bu adamlar pazarlamayı çok iyi yapıyor. Bodrum’un Miami’den kalır pek bir yanı yok! Sadece pazarlama ve özgüven.

Sosyal açıdan: Yine aynı sene sosyal güvenlik numaramı almak için bir devlet kurumuna gittim. Benimle ilgilenen kadın memuru başörtülüydü Hani nüfusunun sadece %0,9’unun müslüman olduğu ülkede. Daha bunun bizde çeşidi dahi tartışılıyordu o zamanlar. Bir diğer sosyal olaye eşitlik. Kapitalizmin vatanı olan bu ülkede hem de… ‘Homeless’ dedikleri evsiz insanlar dahi aynı mekanda girip yemek yiyebiliyor, eğlenebiliyor. Kimse onlara küçük düşürücü, aşağılayıcı bakışlarla bakmıyor. Bu aynı şekilde renk, dil, ırk farklılığı gösteren insanlar içinde fazlasıyla geçerli tabi. Bu arada toplumdaki en önemli birey çocuklar. Hepsini ülkenin geleceği olarak görüyorlar. Değerleri cok yüksek. Çocuklar erken olgunlaşıyor. Bizim halkımızın düşündüğü gibi 18 yaşına gelince aile evden atmıyor. Kişisel olgunluk ve ekonomik ferahlık olduğu için aileye yük olmadan kendi rahatça yaşamını sürdürebiliyor. Ve kendi isteğiyle ayrılıyor. Herkes çılgın gibi spor yapıyor. Bunun sayesinde 70-80’lik nineler birçok işini kendi görüyor. Alışverişinden gezisine kadar pek kimseye muhtaç değiller.

Eğitim açısından: Birkaç üniversite gezdim ilk onlardan bahsediyim. Son gittiğim üniversitenin içinde sanat müzesi mevcut. Hadi bu bizim ülkede de ulaşılabilir diye düşünürken, Van Gogh eseri çıktı karşıma içeride. Hani 110 milyon dolara tablosu satılan ressam. Üniversite kulüp etkinliklerine gözüm çarptı bir ara. Küba ile barış istiyordu hepsi… Ve bunun için mevcut başkanları Obama’ya ağır eleştirilerde bulunuyorlardı. İlgilendikleri tek şey siyaset değildi. Brezilya’da yapılan orman talanı, gıda endüstrisinde kullanılan ‘Palm Oil’ tüketimi arttığı için insanlar uzun ömürlü ağaçları kesip Palmiye ekimine başlamışlar. Ona alternatif bulup seslerini duyurmak istiyorlardı. Bir anaokulu ziyaretimde ise; 40.000 liralık özel bir anaokulu değil (bizde örneği mevcut) – yılan, kuş, tavşan, balık, solucan, örümcek vb. gibi kapalı alanlarda yaşamını sürdürebilen hayvanlar mevcut. Çocuklar dokunabilirler. Solucanı bitki dibine koyuyorlar. Balığa yem atıyorlar vs. Sınıflandırma yok. Ilkokul kısmında da ufak bir örnek vereyim. Bizim eğitim sistemimizde 3-4-5. sınıfta gördüğümüz kesirleri onlar 6. sınıfta ancak görmüş oluyor. Ama nedense fen ve matematikte daha ilerideler. Komik bir olayıda anlatacağım; Amerika’da yetişen Türk bir çocuk misafirliğe gidiyor. Gittiği evdeki yaşıtı olan ev sahibi çocuk annesine gelerek ‘Misafir çocuk yalan söylüyor! Kendi telefonunu yapacagını söylüyor’ diyor. Herkes olaya gülüyor. Ben gülemedim maalesef. Aynı kapasitede iki çocuk. Birinin hayal ettiğine diğeri inanamıyor bile. Ama hayal kurmak en önemlisi değil mi…

SONUÇ: Ben ülkemi çok seven bir insan olduğuma inanıyorum ki bunları dert etme sebebim bu zaten. Markette bile karekod numaralarını kontrol etmeden alışveriş yapmazdım. Türk malından başkasını kullanmayayım diye. Neyse, konu ben değilim zaten… Çabam yanlış anlaşılmayı engellemek sadece. Konu BİZ. Otobüsteki bebeğin  iki dakikalık ağlamasına bile tahammülü kalmamış halkımız. Sınıf farklarının her yere yayıldığı ülkemiz. Ayrıştırıldığımız topluluk. Sevemiyoruz birbirimizi. Bir olamıyoruz. Bir de şu özgüven eksikliği. Çok daha iyilerini yapabiliriz ama biz hep kopyacıyız. Iyi gözükene benzer yaparsak bu iş olur mantığı var. Daha iyisini yapamıyoruz çünkü hayal kuramıyoruz. İmkanlar bahane edilemez. Bence bunları atlatmamızın tek yolu hoşgörü, sevgi, insana(ÖZELLİKLE KENDİMİZE) değer vermek ve eğitim. Başka hiçbir şey bizi bu halden kurtaramayacak.

 

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here