SHARE

Yaşayanlar için çileye dönüşen ama uzak kalındığında kendini özleten şehir: İstanbul.
İstanbul; trafiği, çarpık yapılaşması, ulaşım sıkıntısı, karmaşasıyla sahip olduğu güzellikleri cömertçe sergileyen bir şehir değil ama uzak kaldığınızda zihninizde tüm zarafetiyle belirebiliyor. Peki, bu şehir bunu nasıl yapıyor?

Boğaz:
Kıta değiştirmek bu şehirde yaşayan insanlar için sıradan bir aktivite. -Ki bunu yaparken çoğu zaman farkında bile olmuyoruz. Ama şehirden uzak geçirdiğimiz günler, geri döndüğümüzde farkındalığımızı arttırıyor ve boğazın üzerinde seyahat etmek; şehrin iki farklı yakasının siluetini görmek bizi olabildiğine içine çekiyor.
Sahiller:

Moda, Bebek ve Caddebostan gibi çok güzel sahillerimiz; buralarda yapılan, her daim aklımızda yer eden güzel anılarımız var. Ne zaman uzak kalsak boğaza karşı yaptığımız kahvaltıyı ya da Moda çimlerinde ılık yaz akşamlarında içtiğimiz biraları düşünebiliriz.

Tarihi dokusu:
İstanbul tarihle iç içe geçmiş hatta yer yer tarih tahrip edilerek (hala) vücut bulmuş bir şehir. Yaşarken o kadar farkına varmasak da başımızı nereye çevirsek tarihi değeri olan bir eserle karşı karşıya kalabiliyoruz. -Ki buna Dolmabahçe’yi, Topkapı’yı da kattığımızda şehri şehir yapan yaşanmışlığını göz ardı etmek pek olası değil.

Yemek:
Gelelim yemeğe  Söz konusu lezzetse 81 ilimizden lezzetlere ve dünya mutfaklarından da örneklere ulaşma konusunda İstanbul tam bir cennet. Bu lezzetlerden ayrı kalmaksa cehennem!! (F. New Yo. bunu beğendi)

Vapur:
İstanbul pek çok simgeye sahip aslında… Köprüsü, Kız Kulesi, Ayasofya vs vs. Ama içlerinde belki de en sıcağı şehir hatları vapurları. Kışın sıcaklığı, tost – çay ile yapılan kahvaltısı, müzisyenleri, şehri hissettirmesi… Yaz aylarında dışarı oturarak püfür püfür esen boğaz manzarasının keyfine varmak, şehri doyasıya seyretme imkanı, boğazın büyüsü, denizin kokusu İstanbul’u en içten yaşama imkanı verir ve uzaktan uzaktağa en çok içimizi burkanıdır.

KADİR ATAY

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here